tüketici mahkemeye gitmeden arabulucu

Tüketici mahkemeleri, tüketici ile satıcı veya sağlayıcılar arasındaki uyuşmazlıkları çözen özel yetkili mahkemelerdir. Bu mahkemelerin kararlarının kesinleşmeden icraya konulup konulamayacağı, uygulamada sıkça tartışılan bir konudur. Bu konuda Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri belirleyici bir rol oynar. Genel olarak mahkeme kararlarının icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gerekir. Ancak tüketici mahkemesi kararlarında özellikle para alacaklarına ilişkin ilamlar gibi durumlarda, kesinleşme şartı aranmaksızın icra takibine geçilmesi mümkündür. Bu yazıda tüketici mahkemesi kararlarının kesinleşmeden icraya konulma şartlarını ve Yargıtay’ın konuya ilişkin içtihatlarını ele alacağız.

Kesinleşmeden İcraya Konulabilecek Kararlar

Türk hukukunda genel kural, mahkeme kararlarının kesinleştikten sonra icraya konulabileceğidir. Ancak bazı istisnalar bulunmaktadır:

  • HMK’nın 367. maddesi gereği, para alacağına ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden de icra takibine konu edilebilir.
  • Tüketici mahkemesi kararlarının çoğu, tüketici lehine maddi tazminat veya para alacağı içerdiğinden, bu kapsamda değerlendirilir. Örneğin, bir tüketiciye kusurlu mal teslim edildiği için iade edilen bedelin ödenmesine karar verilmişse bu karar kesinleşmeden de ilamlı icra takibine konulabilir.

Tüketici Mahkemesi Kararlarının Niteliği

Tüketici mahkemelerinde verilen kararlar genellikle:

  • Para alacağına ilişkin (örneğin ürün bedelinin iadesi),
  • Ayni haklara ilişkin (örneğin bir malın mülkiyetinin devri veya taşınmazın tahliyesi) olabilir.

Para alacağına ilişkin kararlar kesinleşmeden icraya konulabilirken ayni haklarla ilgili kararların icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gereklidir. Bu ayrım, kararın türüne göre uygulanacak icra prosedürünü doğrudan etkiler.

İlamlı Takip ve İcranın Geri Bırakılması

Tüketici mahkemesi kararlarının kesinleşmeden icraya konulabilmesi, alacaklı için bir avantaj sağlarken borçlu için belirli hak kaybı riskleri doğurabilir. Bu nedenle borçluya bazı hukuki koruma mekanizmaları tanınmıştır:

Tüketici mahkemesi kararına dayanılarak yapılan ilamlı takiplerde borçlu, icra takibine itiraz edemez. Ancak borçlu, mahkeme kararının kesinleşmediğini ve kararın uygulanması halinde zarar göreceğini iddia ederek icranın durdurulmasını talep edebilir. Bu talebin kabul edilmesi için genellikle mahkemeye teminat yatırılması şartı aranır.

İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz Kararları

Kesinleşme süreci beklenmeden tarafların haklarını korumak amacıyla mahkemeden ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talep edilebilir.

  • İhtiyati Tedbir: Davanın sonuçlanması beklenmeden, tüketicinin haklarının korunması amacıyla verilen geçici bir karar türüdür. Örneğin, bir ürünün satışının durdurulması veya taşınmazın devrinin engellenmesi.
  • İhtiyati Haciz: Para alacağı davalarında, borçlunun mal varlıklarına dava sonuçlanmadan el konulmasıdır. Bu durum, tüketici lehine hızlı bir koruma sağlar.

Yargıtay Kararları

Aşağıda yer alan Yargıtay kararı, https://karararama.yargitay.gov.tr/ adresinden alınmıştır.

12. Hukuk Dairesi 2007/1158 E., 2007/4104 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ: Konya 3. İcra Hukuk Mahkemesi

    TARİHİ: 09/11/2006

    NUMARASI : 2006/215/264

    Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

    Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

    İcra mahkemeleri icra ve iflas süreci içinde ortaya çıkan sorunları çözümlemek ve kanunla kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş bulunan özel mahkemelerdir. (Tanrıver Süha; ilamlı icra takibininin dayanakları ve icranın iadesi, Ankara/1996 Sh:54) İcra mahkemelerince verilen hükümler takip hukuku alanında genel mahkemelerce aksine bir karar verilmedikçe uygulanabilir.

    Somut olayda icra mahkemesince takibin iptali ile birlikte borçlu lehine İİK.nun 169/a-6 maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Bu karar eda emrini içerdiğinden ilamlı icra yolu ile takibin konusunu oluşturulabilir. Nitekim, İİK.nun 169/a-6 son cümlesinde alacaklının genel mahkemelerde dava açması halinde hükmolunan tazminatın tahsilinin dava sonuna kadar tehir olunacağı hükmü de anılan kararın ilamlı icraya konulabileceğini göstermektedir. İİK.nun 364/3.fıkrasına göre de icra mahkemesinin bu kararı kesinleşmeden takibe konabilir. Ne var ki, İİK.nun 169/a-6 maddesinin son cümlesine uygun olarak borçlunun menfi tespit davası açtığı belirlendiğinden inkar tazminatı bu dava sonuna kadar tehir olunmalıdır. Bu durumda İcra Mahkemesince takibin durdurulmasına karar vermek gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.

    SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 06.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.